24 Ekim 2012 Çarşamba

bok ve iyi bayramlar...

türkçeyi de, ülkemi de, her yurtdışına çıkışımda sanırım daha çok sevicem (-tabi birde öğrenebilirsem daha güzel olacak, imla ve dilbilgisi kurallarımızı)

splitten dubrovniğe geciyorum simdi, vakit bulursam buralarda yoksa ankaraya dönünce baya foto var  paylaşıcak. fotoğraf dışında ;  zagrepte yarı trekkingim 2 hırvat arkadaşla, zadarda dalgarın orgla sadece bana ve orda olan  bir kaç kişiye özel bir daha aynısını kimsenin dinleyemecek olduğu konser, dün gece splitteki polislere kafagöz dalmamak için kendimi zor tutmam...

( hırvatça hem yazılışı hemde okunuşu aynı olmak üzere,  bok; selam, boc:tanrı ) 


yer: dalmaçya kıyılarında bir yer  zaman : şimdi

10 Ekim 2012 Çarşamba

bungee jumping,formula 1 - likya yolu - köprülü kanyon rafting

 hem unutmak istemediğim hem de paylaşmak istediğim toplu bir kaç ekşın daha;

bungeee and formula 1
 7-8 mayıs 2011

bangi jamping, son nefesim bedenimi terketmeden yapılacaklar listesindeydi yıllardır, sonra istanbullu bir arkadaşın bir fırsat sitesini haber vermesiyle bende fırsatı yakaladım (tekrar teşekkürler süper girl  ). atlıcağım güne kadar bi sürü aptal şaptal soru geliyor insanın aklına, ilk gelen soru;
ölürmüyüm? oldu 2 hafta boyunca, sonra o sorunun devamı geliyordu,
ölürsem eğer  atılacak haber başlığı ne olur?
"fırsat sitesinden aldığı biletle, bungee jumping yapan gencin dramı "
" son fırsatını havada yakaladı"
"ölüme atlayış fırsatını kaçırmadı"  
"hayatının fırsatı oldu"
hatta haber başlığını geçtim inşallah yabancı medyada da rezil olmam diyordum dahada komiği bunları ciddi ciddi düşünüyordum , sonra dedim ki can oğlum bu şekilde ölürsende iyi işte insanları güldüreceksin daha ne istiyorsun, bu mantığa gelebildikten sonra rahatladım ama bu seferde en saçma kafamı meşgul eden durum, bugune kadar olmadı ama olur olur, altına işersen korkudan filan sorusuydu ( yükseklik korkum var mı bilmiyorum ama yüksekten korktuğumuda belirtiyim). gece uyurken bunları düşünerek geçti iki hafta ama özellikle o atlama anı müthiş haz veriyordu, natalie portman sevgilim olsa onu düşümek sanırım bu hazzı vermezdi. atlıcağımız platform istanbulda çubuklu hayal kahvesinde olacaktı, ama akşam 17 deydi bizim atlayışımız, e fırsat sitesinden olunca böyle oluyor, önce randevu alıyorsunuz sonra bangii jumping için sıranızı bekliyorsunuz. o saate kadar istanbulu dolaşayım dedim, eminönü-ayasofya gittim  orda dolaşırken haberim oldu formula 1 den, hele ki son formula 1 olunca kaçmaz dedim, iyikide öle demişim.
neyse akşam oldu geldim atlıcağım yere ilk atlayanı görünce bişi akıp gidiyor içinizden sanki birisi intahar ediyor gibi  ayağındaki ipi filan görmüyorsunuz ne zamanki tekrar yaylanmaya başlıyor, işte  o an, aaaa adam intahar etmiyormuş diyorsunuz. 
arkadaşlar gelene kadar iyice alıştım artık korku filan kalmadı, hatta lise1 e filan bi kız bi erkek geldi, bunlar ama bıraksan ipsiz denize atlıcaklar o kadar rahatlar , şekilli filan atladılar böyle (ters atladı erkek olan) komik olan anneleri aşağıda 999 doğuruyor, ben çocukları geçtim annelerini izliyorum kadıncağız kalpten gidecek , elim telde 112 aradım arıcam o kadar korktular filan ama neyse kimseye bişi olmadı. tabii ben bu 2 ergenden bu gazı alırdı dururmuyum, içimden artık diyorum balıklamamı atlasam, parendemi atsam böyle şeyler düşünüyorum . neyse gel zaman git zaman sıra bizim gruba geldi, ben atladım tabi ilk ben atlıcam diye, sonra ölürsem, sakat kalırsam, malulen emekli olursam hayattan , her bi haltı ben kendi özgür irademle yedim, kimse beni zorla bu iple aşağıya atmadı , sağlıkta ve mutlulukta bu benim seçimimdi die bi kağıt imzaladım. sonra sıra geldi ayaktan bağlanmaya, bu arada bir dipnot yüksek işler diye bir grup dağcının kurdugu bir şirket yapıyordu bu işi ve gerçekten işlerinde çok iyiler, ölmediğinden mi anladın derseniz, oda var tabi ama her işi bir kaç kişi yapıordu, sizle tepeye çıkan ayrı, ayağınıza ilmiği geçiren ayrı herkes purofeşınıl gözüküyordu yani. bu arada mantıklı ve akıllıca korkularımdan biride ip ayağımdan çıkarsa nolacaktı, ilmikçi çocuk saolsun  2 kat sıktı, buda tamamdı. koşa koşa olamasada o heyecanla doğru söz bu ama 2 ayak bitişik, zıplaya zıplaya vince geldim (toplam 3 adım zaten) vinçteki çocuk bendeki enerjiyi görünce oo, çok enerjiksin dedi, hakkaten öyleydim ama hadi hemen çıkalım diyorum, çocuk vinç operatörüne salla kaptan dedi, biz hızlı bi biçimde çıkıyoruz, ilk 1-2 katlık apartman mesafesinde hala sorun yok ohh boğaz, şiş kepap hayat güzel modundayım. ama ordan sonra işler değişmeye başladı, bi an başkası geldi yerime, aşşadaki o enerjik paradeyle atlıcan can gitti, tanımadığım biri geldi, ama nasıl korkuyorum, minicik  bi platformdasın, ayağın bağlı arkanda 3 saniye önce tanıdğın bi adam var, senin cinsiyetini değiştirse değiştirir zaten arkanı dönmüşsün, herkes gittikçe aşağıda küçülüyor... sen , arkandaki adam birde ip var sadece hayatta,

çıktık yukarı, 
biz mi durduk, vinç mi durdu , zaman mı durdu yukarda ama ne durdu anlayamıyorum ( ben normalde yüksek binalardan aşağıya bakamam, e mal mısın oğlum orda ne işin var diceksiniz o zaman, bazı cevaplar sorularda gizli sanırım )
durduk güya artık gidicek bi yer yok ama hala sallanıyoruz. sonuçta üzerinde olduğumuz platformda vince bağlıyı bir iple, bende başka iple platforma bağlıyım, neyseki fazla su içmemişim cidden,
arkamdaki gözlüklü çocuk (ha bu arada bir artiz, bir artiz rey benli filan abi bundan önce top gundaki tom cruise değil bendim, emekli oldum burdayım havalarında) nasılsın diyor bana  dalga geçer gibi naber aşağıdaki gibi değil dimi der gibi, bende ses yok, kem küm zorladım  kendimi baya  ancak ağzımdan iyyim çıkabildi ama ne enerji kaldı ne bişi, sanki 10 gündür conilerin elinde  işkence gören vietnam askeriyimde son nefesimde sordukları soruya cevap verip iyyim diyorum, (10 günlük işkence sorusuda nasılsın) .
önümde bi güvenlik vardı onuda aldı, anlatmaya başladı "şimdi yavaşça öne geliosun, 
sonra kendini baştan öne doğru bırakıcaksın, düşerken ipi tutmaya çalışma elini keser " ben güya parandeyle atlarım, balıklama atlarım, ters atlarım diyen ben sanki hayattaki son şanşı arkamdaki rey benlinin söylediklerine amade ne dese yapıcam.
ben kımıl kımıl öne gitmeye başladım, ama bu seferde ip çekiyor aşağıdan, ellerimle demirleri nasıl tutuyorum, sonra geldim ucuna platformun;
işte o an korkunun cisimleştiği andı, kim öğrettiyse bize soyut somut kavramları halt etmiş, hayatımda o an hissettiğim korku kadar hiç bi duyguyu somut hissetmemiş olabilirim, al o korkuyu buzluğa koy 1000 yıllık insanlığın korku ihtiyacını giderirsin o kadar, erkek adam ağlamaz, erkek adam korkmaz dimi,
naaaaaaaaaaaahhhhhhhhhhhhhhhhhhhh (ağlamadım ama yinede)
ucundayım artık bizim rey benli hazır mısın diyor?
bende tık yok, ama içimde dünya big bangden bu yana yeniden oluşturuluyor, 
bi an oğlum dedim şimdi attın kendini attın yoksa bütün nato ,gelse seni aşşa atamaz,
ondan sonra o bir anın devamında , bir anda bıraktım kendimi aşağıya
.
.
.
.
.
 bir an kavramıda halt etmiş, hala o ana dönebiliyorum şimdi dahi, asılı kalmışlık gibi bir duygu bu,
.
.
.
.
ama havada olduğum an işte orası müthişti, korkma kısmıda müthişti çünkü dibine kadar duyguları yaşıyorsunuz, ama özellikle o boşluktaki his müthiş bişiydi, atladıktan sonra çünkü beyin devreye giriyor sanırım ve diyor iple bağlısın yaşıyacaksın, ama atlamadan önce bütün ruhun, beynin, vucudun o yaşa kadar öğrendiğin herşeyle tek parça oluyor ve korkuyorsun,
onda sonrası zaten salıncakta olmak gibi,
izlemek isteyen olursa oda burda zaten 

  
bir taşralı için, vapur ve martılar, öyle çok şeye bedel ki

şanş eseri haberdar olduğum ve türkiyede son kez yapılacak formula 1 i izlemek için mecidiyeköyden iett otobüsüne bindim, burda güzel ayrıntılar var. hayatınızda kaç defa kendinizi temel gibi hissedebilirsiniz ki, bir iett otobüsüne biniyorsunuz ve içerde, 3 alman 5 fransız 4 japon görüyorsunuz aynen böyleydi otobüs, en güzel kısmıda tam türk usulu baya dolu olmasıydı, 3 cm dibindeki baba oğul japonca, 8 bucuk santim solundaki 2 rus hatun rusça, her frende üstüne yıkılan karı kocada ingilizce konuşuyordu. hani london 2012 ye gitsem okde, mecidiyeköyde simit dünyasının önünden böyle bir dünyaya açılmak değişik duygular yaratıyor insanın içinde. nuhun otobüsü kıvamında tin tin 1-1 bucuk saatlik yolculuktan sonra istanbulparka ulaştık sonunda, etrafta bir bayram havası, ortam müthiş cidden. alttaki girişten, hoşbulduk dedikten sonra geçtim içeri

istanbulparkın girişi, alttaki fotoda tam karşıda aslında ücretsiz ringler var ama içeride onlarla gidiyorsunuz bir yerden diğer bir yere, atladım onlardan birine bu fotoğrafı çektiğim yerin yakınına geldim, tam o arada türk oldugu belli iki kardeşle tanıştım, ama tam keyif adamları, birinde güneşlikler,  birinde buzlukta biralar onlar tabi biliyorlar nerden en güzel izlenir. türkiye deki ilk formula 1 den bu yana kardeş kardeş geliyorlarmış çünkü. burda pilotlar öncesinde geçiyor ben öyle deli sevmem formulayı, schumacher, bariçello, sauber i geçmez bildiğim pilotlar oda ismen, görsem schumacher dışında tanımam zaten, bizim kardeşler öyle değil ama bayraklar filamalar ciddi ciddi taraftar olmuşlar.

dediğim gibi, formula delisi değilimdir, tvde bir ara izlerdim ama ondanda sıkılırdım bi süre sonra ta ki burda izleyene kadar, canlı izlemek apayrı bişi , o sesleri bile herşeye bedel, su sesi filan hikaye su motorların sesini sadece ;  dinleyin , izlemenize bile gerek yok, böyle kaç tane ses var yeryüzünde söyleyin bana , ki bu makinalar yanınızdan 300 km hızla filan geçiyorlar zaman zaman.
bir gün yine bir yerde formula 1izlicem, çok yazık olmuş bu organizasyonu kaçırmamız.
bu yarışıda kazandılar diye demiyorum ama red bull dur tek favorim.

yarış bitmesine yakın bizim kardeşler, piste girmek ister misin dediler, oha dedim abi nasıl yani,  o yarış sonrası piste atlayan manyaklardan mı olucaz? yes dediler, o dedim ayıpsınız tam benlik, bana kalsa yarış devam ederken bile girerim sahaya biz türküz.
tabi bizim kardeşler biliyor açılacak kapıyı, nerden piste girebilceğimizi, gittik oraya bekliyoruz milletle kapıyı açsınlar diye. genelde türk zaten az ama burda işte o kadar az türk varki , lan diyorsun bu yabancılar demekki yıllardır geliyorlar ki bu kadar öğrenmişler oha diyorsun ya sevgiye bak, fanatikliğe bak. sonra kapı bir açıldı hurrraaa, o bildiğiniz pistte arkasından ispanyol boğası kovalayan tipler gibi yardırıyoruz, ödül törenini yapılacağı yere. dahada komik olan bizim kardeşlerin birinde, koltuk, güneşlik filan diğeri boşalmış buzluğu taşıyor elinde böyle koşuyorlar.

rubens bariçelloyu bile gölgeleyen güvenlikler harikaydı ayrıca bunlardan yüzlerce vardı bütün pist boyu dizilmiştiler. demir çitlerde malzemeden kaçarız, yarışma günü 100  tane güvenlikçiyi çit yaparız, beyin bedava

yarışın birincisi Sebastian Vettel  in kupayı alışını insanların popoları arkasından izleyebilmek için az emek vermedik, bu fotoğraf ciddi bir emeğin sonucu

işte bu kadar insanı geçtik üstteki foto için, biraz daha hızlı koşabilsek popo fonuda çıkacaktı görüntüden ama bunla idare edin artık.
bu arada bu organizasyonun kısa bir sürede türkiye de yapılmasında kimin emeği varsa helal olsun, kendi adıma çok güzel ve özel bir gündü, yapımda yayında emeği geçen herkese teşekkürler...


likya yolu ve köprülü kanyonda rafting
19-22 mayıs 2011 ve 18-19 haziran 2011

biraz yorulmusum bu kısmınıda sonra bitireyim



 












6 Ekim 2012 Cumartesi

ankara çevresi trekking

20 ekimde hırvatistana gidecegim için ama  çok az param olduğu için bu haftada eve kilitlendim gibi gözüküyor, bende daha önce yaptığım ama paylaşmayı istediğim şeyleri bu arada paylaşayım dedim ; ankara çevresindeki trekking turlarım, mini likya yolu, gökova bisiklet turu...

Ankara Çevresi Trekking 

10 nisan 2011  ankara gezenbilir grubuyla gittigim ilk yürüyüşümdü ve ilk trekking tecrübem.
2011 de gezenbilirle bir çok yürüyüşe katıldım, hatta antalyaya gittik, zaten bi çok fotoğraf ekliceğim, çok güzel insanlarla tanıştım, çok güzel yürüyüşlere katıldım, başta dursun abi ve zerrin ikinize ve bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.
Biliyorum artık görüşemiyoruz, ama merak etmeyin sizin dışınızda hiç bir grupla da yürümedim.

İlk yürüyüşüm beypazarınaydı, yürüyüşe başladıktan 15 dk sonra deli gibi yağmur yağdığı için asıl yürüyüşçü gruptan ben ve ekibin büyük kısmı ayrılmıştık. Sonrasında, 15 dk boyunca yediğimiz yağmuru kurutmak için , bulduğumuz kafede3 saat, neredeyse sobanın üstünde oturmuştuk.
(yürüyüşlerle ilgili başlıkların hepsine wikipedia bağlantısı eklemeye çalışıcam, hem olabildiğince ayrıntılı olur gittiğimiz yerleri merak edenler için, hemde yer tarifide bulunur)


Beypazarı
10 nisan 2011




3-4 saat soba basında kurumaya çalışmak için sabit kalınca, dere tepe tırmanmak yerine bulduğunuz ilk direğede tırmanılabiliyor pekala


1mayıs2011

yürüyüş grubu dedim, ot böcek hatta hurda fotoları koyyorum, işte size dere tepe yürüyen insanlar

bu yazıyı yazdığım : 5 ekim ,  ah bahar ahh


dursun abinin bu fotoğrafını özellikle koydum, sorarım size kaçımız dereden su içtik!



yaw şimdi börtü böcek, huzur muzur içinde ne alaka redd bull derseniz eğer? redd bullu dolaylı olarak çok severim, dünyada bilumum manyak spor ve sporcunun tek dostu redd bulldur çünkü, işte salakça hayallerimden biriside bu firmada çalışmaktı bir ara. Güya onlara bu fotoyu yollıcaktım , bakın ben dağda bayırda sizle ilgili bunalım fotoğrafçısı kıvamında sanat fotoları çekiyorum hadi beni işe alındı, işte böylede beleş bi beynim var (merak eden varsa ,redd bulla bu fotoyu yollayacak  kadar beleş yapamadım beynimi hala)

belki bu yazdıklarım saçma olacak (kesin saçma olacak), şimdi bir kadın var ama etrafında sıralanmış onlarca dişi var, ne demek oluyor bu acep (kadın mı özel, erkek mi yoksa, can mı saçma)!

off işte, yürüyüşlerde en sevdiğim şeylerden birisi öğle tatilindeki o minik uykularım oluyor, o yorgunluk üstüne bu uyku offff, hiçbişiye değişemem diyemem şunlar dışında ; bu veya asıl bu
uy uyyy, neyse ben pıt pıtt yürüyüşlerime döneyim, natalie yle özellikle yürüyen yürüyordur zaten

biz, ceylan kurt kuzu görmeyi beklerken ormanda, birden böyle abilerimiz çıktı karşımıza. kuş fotoğrafçısı imiş bu abilerimiz, way anasını dedik hep birlikte insanlarda ne aletler var, fotoğraf makinaları için

tuhaf olmuştum bu somyayı görünce, artık köyler de bile yıllar öncesinden bi köşeye atılmış geçmiş...


Sorgun Göleti
15 mayıs 2011

esasen sorgun göletini bir önceki yazımda anlatmıştım baya,  bu seferde cevresinden fotoğraflar eklemiş olayım, yürüyüşümüzü çevresinde yapmıştık


daha kara kavuşamadan baharı özlüyorum bu fotoğraflara baktıkça


özlemişim sizi beeeee,    ve sizle yürümeyi...


Emre Yatar Zirvesi (Emeklidede Tepe)
29 mayıs 2011

internette aradım ama daha fazla bilgiye ulaşamadım, Emre Yatarla ilgili. başlığa bu sefer haberin linkini ekledim. bazen sağlam tırmanışlarda oluyor, en güzeli de yürüyüşe böyle bir tırmanışla başlamak bazen.


doğadaysanız yılan görürsünüz, başta ürkersiniz, sonra ders verirler size sonrada alışır ve köyün muhtarıyla selamlaşır gibi selamlaşmaya başlarsınız ha birde korkuların aşılması korkularınızı aşmanın verdiği o tatlı ruh hali kalır size. bu yılan, başta sessizce duruyordu, biz ona bakıyor oda bize bakıyordu. sonra bi çubukla hayvancağızı rahatsız ettim biraz, oğlum bak git demedi başta ama küçük bi kayanın altına saklandı, sonra o kayayıda aldım. yani kaçacak  yeri kalmamıştı, ama bu sefer öyle bir tısladıki, onbinmilyon oğlum bak gite bedeldi, eğerki hala inat etsem bilmiyorum napardı!

dursun abinin dereden su içtiği fotodan sonra bu fotomu görünce, hava atmadan duramazdım
bu fotoğrafta çok net şunu anladım ki, grup halinde yürümenin en sevdiğim ve özlediğim tarafı  :“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine” , tamda bunu yaşıyorsunuz, sevdiğiniz insanlar hem varlar, hemde yoklar.



Kurumcu 
6 haziran 2011
kurumcuda müthiş biryerdir aslında, ama neden bilmiyorum çok ama çok az fotoğraf çekmişim burada, ve birde bu fotoğrafları eklerken şunu anladım önceden yüzde 90 sadece kendi fotomu çekiyormuşum, bensiz fotoğraflar pek azmış, artık dengeye geldi sanırım. bu sarı çıyan baya güzel bir çıyandı



Eymir
12 haziran 2011

bu hafta eymirde toplanmıştık, önce yürüyüş sonra balık, eymirde balık yemeyide özlemişim



Şeker Kanyonu
17 temmuz 2011

şeker kanyonu dışında üstteki yürüyüş rotaların hepsi 1 saatlik uzaklıklarda ankaraya, şeker kanyonu ise biraz daha uzak 250 km civarı 3-4 saatlik bir yol. buraya zaten kamplı gitmiştik, gece sanırım ankaradan 11-12 gibi yola çıkmış, sabaha doğru  4-5 gibi kamp alanındaydık. o gün, kanyon yürüyüşümüz yapmış gündüz, gece tekrar kısa bir yürüyüş yapmış (ki o gece şeker kanyonunda gördüğüm ateş böceklerini hayatım boyu bir daha görebilir miyim sanmıyorum) , ertesi sabahta kahvaltımızı yaptıktan sonra, safranboluya geçmiş, orayı gezmiş ordan sonrada ankaraya dönmüştük.

sarjım bittiği için fotoğraf çok az, olanlarda go proyla çekilmiş fotolar sadece. kamp alanından önce yukarı doğru tırmanıyorsunuz araçla, orda böyle kendinizi ot, böcek, sincap gibi tam doğadan bişi  hissettiğiniz manzaralı aşşadaki yer var, sonrası kanyon

daha önceden eğer kanyon geçişi yaptıysanız  bilirsiniz ; balık olur yüzer,kurbağa olur atlar, ceybenim bu ikinci kanyon geçişi deneyimim oldu. daha önceki kaşta olmuştu (onu da likya yürüyüşünde de anlatırım zaten ) ceylan olur seker, bazen on cm lik suda cup cup koşarsın, bunları neden anlatıyorum, kanyon yürüyüşü yapın, yaptırın, yapanları sevin







ama mümkünse bizim gibi yapmayın, bizim bu geçişimiz inanılmaz amatör ve tehlikeli br geçişti, netten bulduğum bu videoda en azından biraz olsun güvenlik tedbiri almışlar

bu fotoğraf üstteki fotoğrafın, alltan çekilmiş olanı, doğal bir kaydırak

Çerkeş-Karagöl-Salın Yaylası
24 temmuz 2011

araçları karagölde bırakıp, alttaki şelaleye kadar yürümüş, ordanda tekrar derenin içinden karagöle dönmüştük. karagöle, yaz aylarından ziyade diğer mevsimlerde gitmenizi tavsiye ederim, piknikçilerim keşfettiği biryer çünkü